Get the Flash Player to see this rotator.

 

TARSUS HAKKINDA
Tarsus
Kleopatra kapısı-Tarsus
Antik Yol. Tarsus
Tarsus Gözlükule Höyüğü kazısı. Gözlükule arkeoloji kazısı Doç. Dr. Aslı Özyar başkanlığında Boğaziçi Üniversitesi tarafından yürütülmektedir.
1888 yılında St. Paul Enstitüsü adıyla kurulan Tarsus Amerikan Koleji ve tarihi okul binası
Tarsus Aziz Pavlus (St. Paul Kilisesi)
Tarsus
Tarsus
Tarsus Saat Kulesi-Kırkkaşık Bedesteni yanı ulu cami doğu kısmında yer almaktadır.
Tarsus Mozaiği-1940
Tarsus Şelalesi. Antik dönemde Nehir Tanrısı anlamına gelen Kydnos (Cydnos)Berdan Çayı üzerinde yer alan şelale.
Kubat Paşa Medresesi/Tarsus
Kırkkaşık Bedesteni/1579 yılında Ramazanoğlulları döneminde inşaa edilen tarihi Kırkkaşık Çarşısı dış görünüm. (Aratos)
Tarsus
Tarsus
Tarsus zeytin ve zeytinyağı açısından da önemli bir kent-Tarsus Sarı Ulak zeytini-
 

TARSUS: ESKİ BİR KENTİN

SOKAKLARINDA 

GEÇMİŞİN İZLERİNİ

SÜRMEK…

 

 Yazı ve Fotoğraflar: Uğur Pişmanlık

 

“Kentleri anlamak için yaşamak yetmez, yazmak da gerekir...”

                                                                               Feridun Andaç,

 

 Her kent, kendi geçmişinin izlerini bağrında taşır. Bir kenti tanımak ve anlamak için, sanırım önce o kentin geçmişten günümüze bıraktığı izleri de sürmek gerekiyor. Her kalıntı, her katman bir uygarlığa ya da o kentin geçirdiği kültürel evrelere işaret ediyor: evler, yollar, sokaklar… Kütüphane, hamam, köprü, sarnıç, sur, tapınak, agora, gymnasium…

Anadolu’nun en eski kentlerinden olan Tarsus’a baktığımızda kent bizi, kendi geçmişine ve bu geçmişin binlerce yıl içinde oluşturduğu izlere götürüyor.

Bir kenti gezmeye nereden başlanır diye düşünürken Tarsus’u çevreleyen antik surdan geriye kalan Kleopatra Kapısı geldi aklıma. Bu antik kent kapısı, adını M.Ö. 44 yılında Mısır Kraliçesi Kleopatra, Romalı Komutan Marcus Antonius’un Tarsus’taki buluşmasından alır. Birçok kez onarım görmüş bu kapının biraz güneyinde Gözlükule Höyüğü bulunmaktadır.

Halk arasında, Gözlükule tepesi olarak bilinen bu yerde yapılan arkeolojik kazılar, Tarsus’ta ilk yerleşimlerin bu höyük ve çevresinde gerçekleştiğini göstermektedir. Burada, kentin tarihsel geçmişini belgeleyen önemli buluntular ortaya çıkarılmış.

Gözlükulenin eteklerinden aşağıya inip doğuya yönelindiğinde, 1888 yılında St. Paulus Enstitüsü adıyla kurulmuş olan Tarsus Amerikan Koleji’nin yanından geçip, Aziz Pavlus (St. Paul) Kilisesi’ne ulaşılır. 16. yy. inşa edilmiş bu dini yapının asıl adı Arap Ortodoks Rum Kilisesi’dir. Kilise, Cumhuriyet sonrasında cemaati olmaması nedeniyle önce hazineye devrolmuş, sonra da Milli Savunma Bakanlığı’na verilerek Askerlik Şubesi deposu olarak kullanılmış.

Kilise 1990’lı yılların sonunda, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek Aziz Pavlus Kilisesi (Anıt Müze)’ye dönüştürülmüş ve ziyarete açılmıştır.

Aziz Pavlus Kilisesi’nin doğu yönündeki bahçe kapısından çıkıldığında 100 metre sonra Bilal-ı Habeş Mescidine ulaşılır. Bu yapının hemen yanı başında ise, Kırkkaşık Bedesteni karşılar gelenleri.

Ramazanoğulları Beyliği dönemde, 1579 yılında Ulu Cami ile birlikte inşa edilen Kırkkaşık Bedesteni, başlangıçta imarethane (aşevi) olarak yapılmış ve muhtemelen de yüzyıllarca yoksullara yemek dağıtılan bir yapı olarak varlığını sürdürmüş. Daha sonra medreseye dönüştürülen yapı, yine bir dönem eğitim amaçlı kullanılmış ise de Cumhuriyet sonrasında kapalı çarşı olmuştur.

2000’li yılların başında restorasyonu yapılan Kırkkaşık Bedesteni, turistik bir kapalı çarşı olarak yeniden açılmıştır. Tarihi Kentler Birliği Proje Ödülü alan Kırkkaşık Bedesteni’nde, çeşitli hediyelik eşyaların satıldığı dükkânların yanı sıra, Tarsus tarihi ve kültürü üzerine yayınlar yapan Aratos dergisi bulunmaktadır.

Kırkkaşık Bedesteni’nin doğu kapısı, Ulu Cami’nin baktığı meydana açılır. Yine Ramazanoğulları’na ait bu yapı ise, eski bir kilisenin kalıntıları üzerine ve onun malzemesi devşirilerek inşa edilmiştir. Bir iç avlu ile girilen Ulu Cami’nin iki minaresinden biri, 1800’lü yıllarda yıldırım düşmesi sonucu yıkılınca, dönemin Kaymakamı Ziya Bey, buraya bir saat kulesi inşa ettirmiştir.

Bugün hâlâ çalışır durumda olan Saat Kulesi, 16. yy. yapılan Yeni Hamam’a bakar durumdadır. Gündüzleri kadınlara, akşamları ise erkeklere açık olan Yeni Hamam’ın sokağı, ziyaretçilerini Makam Cami’sine ulaştırır. 2007 yılında bu caminin altında yapılan kazılarda, Roma dönemine ait bir köprü, başka yapılara ait temeller, duvarlar, çok sayıda sütun ve sütun başlıkları ile bir mezar bulunmuştur.

Antik dünyanın önemli kültür ve ticaret merkezlerinden biri olan Tarsus, Yunan, Roma ve Bizans kökenli antik dönem yazarlarının eserlerinde Kydnos nehri ile birlikte hayat bulmuştur.

Nehir Tanrısı anlamına gelen Kydnos Çayı Antik çağda kenti ikiye bölerek akan ve önce limanın bulunduğu Regma gölüne, oradan da Akdeniz’e ulaşırmış. Arap egemenliği döneminde ise soğuk su anlamına gelen Berdan adını alan nehir, 5. yüzyılda yatağının değişmesi sonucu, bugün Makam Cami altındaki yer alan bu köprünün altından sular akmaz olmuş.

Biraz dikkat edilirse, burada bir sokağın içine gizlenmiş gibi duran Kubat Paşa Medresesi göze çarpar. Kentteki çok sayıdaki medreseden geriye ayakta kalan tek yapı olan Kubat Paşa Medresesi, uzun yıllar eğitim amaçlı bir işlev görmüş. Daha sonra Fakir Evleri olarak da kullanılan yapı, 1974 yılında Restore edilerek müzeye dönüştürülmüş. Bugün artık burası müze değil. Müze, yeni yapılan kültür merkezi bünyesine taşınmış. Kubat Paşa Medresesi ise bir kez daha onarım görerek yeniden hayat bulmayı bekliyor.

Kırkkaşık Bedesteni, Ulu Cami, Makam Cami bulunduğu bölge, kentte gelenlerin her zaman dikkatini çekmeyi başarmış olan tarihi ticaret merkezidir. Burası, yüzyıllardır, Tarsus’ta ticari yaşamın nabzının attığı, eski çarşı ve pazarların bulunduğu bir dokudur.

Yüzlerce dükkânın bulunduğu bu eski çarşı, özellikle Osmanlı döneminin son yüz yılından izler taşır. Her ne kadar teknolojik gelişmeler ve modern yaşam tarzı hayatımızda önemli bir tutsa da, bu eski ticaret merkezi, geçmişin izlerini inatla korumasını bilmiş görünüyor.

Bakırcısından, tenekecisine, şalvarcısından, çerçisine kadar hemen her dükkânda, artık kendi kuşaklarının son temsilcisi olan yaşlı esnaflar, gelenleri meraklı bakışlarla karşılıyorlar.

Eskiler bir anlatmaya başladı mı, geçmiş yıllara, hafızalarının götürdüğü yere kadar giderler. Nerede ne vardı, kim ne iş tutardı, sayıp dökerler bir çırpıda. İşte Tarsus’un en eski aşçılarından Hakkı Usta da bir bir sayıyor kentin esnafını/eşrafını, “Sadık Paşa’nın gazinosunun yanında yer alan kahvehanenin bitişiği Saray Lokantası’dır. Hemen yanı başında Berber Ahmet ve Kürt Kamil’in fırını ile Şerbetçi Bekir yer alır. Hırdavatçı Muzaffer Köylüoğlu’nun dükkânından sonra sırasıyla Baklavacı Yakup Uslan, Manav Eyüpzade Abdullah, Azim Manav, Şekerci Ali, Buzcu-Gazozcu Ziya, Şerbetçi Ali, Görallar’ın Şekerci Ziya, Recep Çavuş’un bakkaliye dükkânları bulunur. Bu sıranın sonunda, Tarsus’un eski hanlarından olan Saray Hanı vardır. Saray Hanı’nın giriş kapısının solunda, Bakkal Mehmet Yirik’in dükkânı, sağ tarafında ise Aşçı Süleyman ustanın Halk Lokantası vardır. Köşeyi dönünce de Pinti Ahmet Fakı’nın bakkaliyesi ve Kadir Dokuyucu’nun kahvesi ile son bulur dükkânlar.

Bir zamanlar Tarsus’ta yer alan çok sayıdaki çarşı ve pazarlardan bir bölümü şunlardır: Manifaturacılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı, Kasaplar Çarşısı, Demirciler Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı, Tenekeciler Çarşısı, Hayvan Pazarı, Buğday Pazarı, Koza Pazarı (Pamuk Pazarı), Buğday Pazarı ve Saman Pazarı. Bugün Tarsus’ta hâlâ, bu çarşı ve pazarların izlerini bulmak mümkündür.

Burası, tenekecilerin, bakırcıların, Tarsus’a özgü (Çukurova) şalvarlar ve yelekler ile sekiz köşeli köylü şapkasının satıldığı dükkânların, bandırmacıların, şekerlemecilerin ve çok sayıda kahvehanelerin yer aldığı bir bölgedir. Kahvehanelerin arasında yürürken, yol kenarında meyve kasaları ve sandıklarını kendilerine tezgâh yapmış tütüncüler bulunmaktadır. Burada, Adıyaman tütünü ve tabaka ile sigara sarmak için küçük el makineleri satılmaktadır. Ara sokaklarda ilerlerken, buzdolabı yerine hâlâ tel kafeste butlardan kestiği etleri kullanarak el kıyması kebap yapan iki üç masalık dükkânlar çıkar karşınıza. Zaman tünelinde ilerliyormuş hissi veren geçitlerden sonra bir gariban hanına gelirsiniz. Burası gurbetçilerin, amelelerin ve mevsimlik işçiler ile kent kent dolaşarak tezgâh açan işportacıların kaldığı Şadırvanlı Han’dır.

Şadırvanlı Han, bundan yüz yıl öncesinde ticaretle uğraşanların, yolculuk yapanların uğrak yerlerinden biridir. Yolcular, burada atlarını ya da arabaları ile gelip ihtiyaçlarına göre birkaç gece konaklarlar. Ama Şadırvanlı Hanın bir özelliği de ünlü Halk ozanı Âşık Veysel’in 1940’lı yıllarda konser vermek için geldiği Tarsus’ta, kaldığı ve soyulduğu için üstüne şiir yazdığı handır. Âşık Veysel’in, yaşadı bu olayı anlattığı şiirin bir dörtlüğü şöyledir:

 Gezdim İstanbul’u İzmir Ankara

ŞADIRVANLI HANDA kaldı bu para

Bu nasıl dolaptır nasıl dubara

Kapı kitli cüzdan cepte para yok

 

İsa değil göğe çıksın sır olsun

Alanların iki gözü kör olsun

TARSUSTA bu destan hatıra kalsın

Kapı kitli cüzdan cepte para yok.

 

Bugün bu handa Âşık Veysel’in kaldığı oda, onun adına ve anısına düzenlenmiş bir müze gibidir.

Şadırvanlı Hanın duvarına yaslanmış, yıkılmış bir hanın kemerli giriş kapısının hemen yanı başına 1950’li yıllarda yapılmış bir hayrat çeşme, gün boyu arasta esnafının ve gelip geçenlerin yüreğini soğutmak için akmaktadır.

Burada yürürken, geçen yüzyıldan kalma çarşı ve Pazaryerlerinin bulunduğu eski dokuda dolaşırken hala sokakta bir sandalye üzerinde müşterisini tıraş eden seyyar berberlere rastlamak mümkün.

Her zaman hareketli bir ticari merkez olan Tarsus’ta çok sayıda han bulunuyormuş. Tarsus’ta Şadırvanlı Han’nın dışında yakın zamana kadar 15 kadar han vardı.

Bugün Davulcular hanı dışında hiç biri ayakta değil artık. Kuyulu Han (Davulcular Hanı), Pamuk Hanı, Hindi Hanı, Abacı Han, Gönen han, Saray Hanı, Kalaycı Rıza Hanı, Yeloğlu Hanı, Şadrıvanlı Han, Müftü Hanı, Halit Aslan Hanı, Toros Hanı, kentin yapılaşmasına kurban giden hanlardan sadece birkaçıdır.

Şadırvanlı Han’ın sokaklarından kuzeye doğru ilerlendiğinde, kentin ana caddelerinden birine ulaşılır.

Bir zamanlar Saray Hanı olarak bilinen yer şimdi Vakıflar Çarşısı’dır. Biraz ilerisi Eski Kilise Cami’dir. Bir Ermeni kilisesinden camiye çevrilen yapı 13. yüzyılda inşa edilmiştir. Caminin hemen yanı başında Roma Hamamı yer almaktadır. Onun karşısında Tarsus’un en önemli efsanesine konu olmuş olan Şahmeran’ın adını taşıyan hamam vardır. Şahmeran Hamamı ve sokağı kentin başka bir zamanına açılan kapıdır.

Trafik ışıklarından karşıya geçerek, kent merkezindeki modern yapıları geride bırakıp, yan sokaklara daldığınızda, bir zamanlar Maroni Kilisesi olan şimdiki Merkez Karakolu karşında bulunan ve şu an konut olarak kullanılan eski Fransız Kız Mektebi’nin olduğu bina görülebilir. Hemen belirtmek gerekirse, Tarsus’ta Cumhuriyetin başlangıç yıllarına kadar 10 kadar kilisenin varlığı biliniyormuş. Bugün bu kiliselerden artık birçoğu yok. Eldeki bilgiler, Tarsus’ta şu kiliselerin varlığına işaret ediyor: Meryem Ana Kilisesi, Aziz Pavlus (St. Paul) Katedrali, Aziz Sofi (St. Sophie) Kilisesi, Aziz Pier (St. Pierre) Kilisesi, Arap Ortodoks Rum Kilisesi, Maroni Kilisesi, Gregoryan Katolik Kilisesi, Protestan Kilisesi, Katolik Ermeni Kilisesi, Fransız Kilisesi, İskiliç Kilisesi.

Osmanlı, Rum ve Ermeni yapıları olan, eski evlerin bulunduğu sokağın içlerine doğru yüründüğünde, Tarihsel SİT alanı içerisindeki, 240 dolayındaki tescilli eski Tarsus evlerinden bir bölümü çıkar karşınıza. Tarsus kent merkezinde yer alan ve genel olarak Akdeniz mimarisi özelliklerini taşıyan evlerin bulunduğu bu sokaklarda, 1990’lı yılların sonunda 40’a yakın eski ev Kültür Bakanlığı tarafından Dış Cephe Sağlıklaştırması Projesi ile restore edilmiştir.

Bu doku içerisinde, üç ayrı yönden gelen dar sokakların açıldığı bir meydan bulunmaktadır. Meydanın ortasında, bu çevredeki bir kilise yıkıntısından geriye kaldığı anlaşılan, çan kulesinin üst bölümünü oluşturan ve konik biçimindeki işlemeli bir taş yer almaktadır. Bu taşa sonradan bir boruyla musluk bağlanmış ve çeşmeye dönüşmüştür.

Her yıl Tarsus Gençlik Kültür ve Sanat Festivali’nin yapıldığı bu yerin adı, halk arasında Çeşmeli Meydan olarak kalmıştır.

Meydanın bir köşesinde, 1950’de çıkmaya başlayan ve 1980’de yayın hayatı son bulan Tarsus gazetesinin basıldığı Tarsus Matbaası, diğer köşede de, Kozacıoğlu ailesine ait Güvercinli Konak yer alır.

Bunun hemen diğer köşesinde ise, geçtiğimiz yıllarda Yeşim Salkım ve Uğur Polat’ın başrolde oynadıklar Seher Vakti (Kanal D) dizisinin çekildiği konaklardan biri vardır.

Yeri gelmişken, aslında 1960’lı yıllardan itibaren Tarsus’ta çevrilen filmler bunlarla sınırlı olmadığını hemen hatırlatalım. Başta Tarsus eski ev ve sokakları olmak üzere, Kırkkaşık Bedesteni, Şahmeran Hamamı ve Sokağı, Şelale, Kleopatra Kapısı, Baraj ile çevredeki pamuk tarlaları ve çiftlik evlerinin birçok filme mekân olduğu söylenebilir. Tarsus’un tarihi mekânları ve özellikle 1900’lü yılların ilk yarısını anımsatan yapıları ve sokaklarında Zıkkımın Kökü, El Kapıları, Dertli Pınar, Sensiz Yaşayamam, Ayaz Geceler, İkimiz de Sevdik, Tatar Ramazan, Melek, Beynelmilel, Seher Vakti, Kanal gibi birçok sinema filmi ile dizi çekilmiş.

Bu yüzden zaten her köşesi bir sinema karesi gibi olan Tarsus, aynı zamanda onlarca filmin çekildiği bir kent olarak da tarihe iz bırakmaktadır.

Meydana bakan ve neredeyse 50 yıldır buranın en eski dükkânı olan bir simit fırını, yerli yabancı tüm konukların uğraklarından noktalarından biridir. Gelenler burada, başta Tarsus kazan simidi olmak üzere, neredeyse unutulmaya yüz tutmuş peksimet ile küçük kuru pastalarının tadına bakmadan ayrılmıyor.

Güvercinli Konak ve sonradan çekilen bir diziden adını alan Seher Vakti konağının bitişiğinde ise Aziz Pavlus (St. Paulus) Kuyusu yer almaktadır. Tarsus’ta Yahudi bir çadırcı ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Pavlus’un ilk eğitimini bu kentte ve büyük olasılıkla da, Tarsus’taki felsefe okullardan birinde aldığı söylenebilir. İlerleyen yıllarda gelişmekte olan Hıristiyanlığa inananlara zulmeden Pavlus, Kudüs’e yaptığı bir yolculuk sırasında Şam yakınlarında konaklarken, İsa’nın görüntüsü ile karşılaşır ve bunun üzerine Hıristiyan olur. Pavlus böylece, Hıristiyanlığı hem yayan hem de kuramsallaştıran bir kişi olarak ün kazanır.

1979 yılında yitirdiğimiz değerli bilim adamı Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil 1966 yılında Tarsus’a geldiğinde gördüğü St. Paul kuyusunu şöyle anlatıyor, “Bir yıl önce Tarsus’a gittiğimde çocukluk günlerinde top oynadığım meydanın bir köşesinde yolumu kesen bir ok da bana gene şaşkınlık vermişti. Meydanın köşesindeki bir kör kuyuyu işaretleyen okun üzerinde ‘St. Paul Kuyusu’ yazılıydı. Çocukluk günlerimin kuyusu da artık ‘turistik’ olmuştu.”

Aziz Pavlus’un evinin temelleri ile kuyusunun bulunduğu bahçenin arka tarafında, 1950’li yıllarda Sebze-Meyve Hali olarak inşa edilmiş iç avlulu büyük bir yapıya ulaşılır. Şimdi burası, Yüzüncü Yıl Çarşısı’dır ve top top kumaşlardan, hediyelik eşyaya kadar, çeyizliklerin, sünnetliklerin, ayakkabıların, elbiselerin bulunduğu bir alış-veriş mekânıdır.

Bu görkemli taş yapının ön cephesinde, günün her saatinde zengin yemek çeşitleri ile misafirlerini ağırlayan Antik Anadolu Sofrası vardır. Buranın terasında yemeğinizi, M.Ö. 1. yüzyılda yapılmış Antik Yol’a (Antik Kent kalıntılarına) karşı yiyerek, üstüne çayınızı yudumlarsınız.

Antik Kent ve burada ortaya çıkan yol, Geç Hellenistik, Erken Roma dönemine tarihlenir. Balıksırtı şeklinde ve bazalt kayadan yapılmış yolun altında, bir insanın rahatlıkla yürüyebileceği bir kanalizasyon sistemi mevcuttur. Kralların gelişleri şerefine sütunların dikili olduğu bu yolda yürüyenler arasında, hiç kuşkusuz Aziz Pavlus, Mısır Kraliçesi Kleopatra, Romalı Komutan Marcus Antonius, Tarsus Valisi Cicero, Jules Caesar, İmparator Hadrianus ve birçok Tarsuslu filozof bulunmaktaydı. Yolun batı tarafında ise, yapılan kazılardan çeşitli dükkânların olduğu anlaşılan Agora (Çarşı), doğu bölümünde ise, Roma villaları yer almaktadır.

Antik çağda yaşamış coğrafyacı gezgin Strabon’un sözünü ettiği felsefe okulları, belki de 2000 yıllık bu Antik Yol üzerinde yer alıyordu. Strabon, kitabının Anadolu ile ilgili kısmında hem Tarsus’tan hem de bu kentteki felsefe okullarından ve eğitiminden söz ederek Tarsuslu düşünürlerden isimlerini verir. Tarsus, felsefe ve bilim alanında, Antik Çağ’ın Atina, Roma ve İskenderiye gibi önde gelen kentleri ile birlikte anılır. Çünkü M.Ö. 3. yy. ile M.S. 2. yy. arasındaki 500 yıllık zaman diliminde Tarsus’ta çok sayıda felsefe okulları bulunuyordu. Bu okullarda, Epiküris ve Kinik felsefesi dışında Tarsus daha çok Stoa felsefesi yaygındı. Dünyanın ilk üniversiteleri olarak da bilinen bu okullarda yetişmiş ve öğrenimine yurt dışında devam etmiş birçok Tarsuslu düşünür mevcuttur. Orta Stoa felsefesinin direği sayılan Khrisippos, ondan sonra okulun başına geçen Antipater, Zenon ve Diogenes Şair-Matematikçi ve Astronom Aratos, hem Tarsus Üniversitesini hem de kent yerel yönetimini üstlenen Athenedoros, eczacı-hekim Areios, Hermongenes, Philemon, Heredotos, Krates ve Diodoros gibi daha onlarca Tarsuslu düşünür bulunmaktadır. Aralarında kadın hekimlerin de bulunduğu Tarsuslu düşünürlerin sayısı 40’a yakındır.

Açık hava müzesi niteliğindeki taşıyan, insanı oldukça etkileyen antik kent yolu ve kalıntılarının yanı başında, 1940’lı yılların ortalarında kesme taşlardan inşa edilmiş Adalet Sarayı, bütün heybetiyle durur. Bu yapının inşası öncesinde temel kazılırken, 7x8 metre ebatlarında dev bir mozaik ortaya çıkartılmıştır. Üç bölümden oluşan bu panonun bir yanında Zeus’un Ganymedes’i kaçırma sahnesi yer alırken, orta bölümde desenler bulunmaktadır. Panonun diğer yanında ise, Orpheus’un yaban hayvanlarını Lir çalarak sakinleştirdiği bir betimleme vardır.

O yıllarda Tarsus’ta henüz müze olmadığı için “Tarsus Orpheus Mozaiği” olarak anılan bu eser Antakya Mozaik Müzesi’ne kaldırılmıştır.

Şahmeran, Yedi Uyurlar ve Orpheus gibi öne çıkan efsanelerin de yer aldığı kent, sadece burada anılan yapılarıyla değildir. Tarsus, damağınıza hitap edecek mutfağıyla da kendine has bir yer tutuyor. Neredeyse her köşesinde bir lezzeti karşınıza çıkaran Tarsus, Mamülcü Mümin usta, Kervan Humus, Kesmen Humus’u, Şalgamcı Taciddin’i Hakkı ustanın yemekleri, Keleşoğlu Baklavaları, cezeryesi, seyyar arabaların camekânlarında satılan pişmiş kelleler, Tarsus Beyaz üzümü, yayla bandırması, bicibicisi, 50 yıllık Havana Bisküvi ve Gofreti, 60 yıllık Okyay Tahin ve Helvası, 80 yıllık Boltaç Zeytinyağları, meyanı, yazın yayla karsambacı, kışın bililası ve daha birçok tadı ile zengin bir yeme-içme kültürünü de bağrında taşıyor.

Tarihsel süreçler içinde dört kez başkentlik yapmış, efsaneleri, felsefe okulları ve yetiştirdiği düşünürleriyle ünlü bu kent, ziyaretçilerini, vakur, soylu ve zengin geçmişinin günümüze bıraktığı ve kentin dokusuna sinmiş izleri sürmeye ve gizlerini keşfetmeye çağırıyor.

 

 

 

  Bölüme ait tüm haberleri göster

Aratos Dergisi
Kırkkaşık Bedesteni No:6
33440 Tarsus

Tel : 0324 614 46 43
E-posta : aratosdergisi@gmail.com
Web : www.aratosdergisi.com
Aratos Dergisi’nin ticari amacı yoktur.